MAKİNA İMALATÇILARI BİRLİĞİ (MİB) YÖNETİM KURULU BAŞKANI OSMAN FATİH İĞREK, TÜRK MAKİNE SEKTÖRÜNÜN 2026 GÖRÜNÜMÜNÜ "ÖZELLİKLE İLK YARISINDA KÂRLILIK, NAKİT AKIŞI VE SİPARİŞ SÜREKLİLİĞİ AÇISINDAN ZORLU BİR DÖNEM GEÇİRECEĞİZ." SÖZLERİYLE ÖZETLERKEN, AB'NİN YENİ TİCARET DÜZENİNDE İMZALADIĞI STA'LARIN ORTA VADEDE TÜRK MAKİNE SEKTÖRÜNÜ EROZYONA UĞRATABİLECEĞİ ENDİŞESİNİ DE DİLE GETİRİYOR VE "MESELE DIŞARIDA KALMAMAK DEĞİL; MASADA KARARIN TARAFI OLMAKTIR." UYARISINDA BULUNUYOR.

Makina İmalatçıları Birliği (MİB) Yönetim Kurulu Başkanı Osman Fatih İğrek, Türk makine sektörünün 2026 görünümünü "özellikle ilk yarısında kârlılık, nakit akışı ve sipariş sürekliliği açısından zorlu bir dönem geçireceğiz." sözleriyle özetlerken, AB'nin yeni ticaret düzeninde imzaladığı STA'ların orta vadede Türk makine sektörünü erozyona uğratabileceği endişesini de dile getiriyor ve "mesele dışarıda kalmamak değil; masada kararın tarafı olmaktır." uyarısında bulunuyor.
Geçtiğimiz yıl 17 Mayıs'ta yapılan 19'uncu MİB Genel Kurulunda Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini Selim Emre Gencer'den devralan Osman Fatih İğrek, bir yıllık sürede önemli çalışmalar gerçekleştirdiklerini söylüyor ve MİB'in makine sektörünün geleceğine yönelik hedeflerinden sapmadan sektörün sorun başlıklarına çözüm üretmeye devam edeceğinin altını çiziyor.
MAKİNA İMALATÇILARI BİRLİĞİ'Nİ VE YÖNETİM KURULU BAŞKANI OLARAK SİZİ KISACA TANIYABİLİR MİYİZ?
Işık Üniversitesi Elektronik Mühendisliği mezunuyum. 2003'ten bu yana aile şirketimizde teknik sorumlu olarak çalışıyorum. Bu süreçte firmamızın köklü bir dökümhane kimliğinden çıkıp yüksek teknolojili üretim kabiliyetlerine ulaşmasında, özellikle Ar-Ge Merkezi'nin kurulumu ve 5 eksenli CNC takım tezgâhları üretimine geçiş sürecinde doğrudan rol aldım. Babam Orhan İğrek'in bana ilettiği aile birliği ve yabancı pek çok değerli isimlerle birlikte öğrenme ve çalışma şansı buldum; bunu gerçek bir ayrıcalık olarak görüyorum. Sektörel çalışmalar açısından, MİB'in önceki dönem Yönetim Kurulunda kıymetli Başkanımız Selim Emre Gencer'in davetiyle, çok deneyimli isimlerle birlikte görev alma fırsatı buldum. Bugün bu görevi kendilerinden devralmış olmak, benim için hem büyük bir gurur hem de ciddi bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu; değerli Yönetim Kurulumuz, Genel Sekreterimiz Zülfikar Kılıç ve MİB ekibimizle birlikte, üyelerimizi ve sektörümüzü daha ileriye taşıyacak somut adımlarla karşılamayı amaçlıyorum. Makina İmalatçıları Birliği, 1990 yılında kurulmuştur ve Türkiye'deki makine ve makine aksamı sektörünün yerli imalatçıları temsil eden tek sivil toplum kuruluşu olma özelliğini taşımaktadır. Makine tezgâhlarından ahşap ve plastik işlemeye, güç iletim sistemlerinden kompresörlere, inşaat makinelerinden robot teknolojilerine uzanan pek çok alt sektörden 200'ün üzerinde üyemiz var. Temel önceliğimiz sektörü yurt içinde güçlü biçimde temsil etmek, yerli üreticilerin pazar payını artırmak ve dijitalleşme ile Yeşil Mutabakat süreçlerini sektörümüz için yönetilebilir bir dönüşüme dönüştürmektir. Bu doğrultuda Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, KOSGEB ve TSE gibi kamu kurumlarıyla yakın iş birliği içinde çalışıyor; standardizasyon, makine güvenliği, Ar-Ge ve tedarik zinciri gibi alanlarda ilgili mevzuatın şekillenmesine aktif olarak katkı sağlıyoruz. Uluslararası arenada ise CECIMO, PNEUROP ve EUROTRANS üyeliklerimiz aracılığıyla Avrupa'daki sanayi, rekabetçilik ve standartlar gündemini yakından takip ediyor, Türkiye'nin bu tartışmalarda söz sahibi olması için çalışıyoruz. MİB olarak üyelerimizin pazar geliştirme çalışmalarına da önem veriyoruz. MİB, EMO Fuarı'nın Türkiye temsilciliğini üstlenirken MEEXX Bursa, MAKTEK Eurasia, MAKTEK Konya ve WIN Eurasia gibi önemli fuarları da desteklemeye devam ediyor.
2025 YILINI NASIL DEĞERLENDİRİRSİNİZ? BU YILA İLİŞKİN ÜRETİM VE İHRACAT BEKLENTİLERİNİZ NEDİR?
2025 yılı, makine sanayisi açısından kolay geçmedi; bunu açıkça söylemek gerekiyor. Ama sektörün ne kadar dayanıklı olduğunu, gerektiğinde nasıl yön değiştirebildiğini de gördük. Üstelik bu tablo yalnızca bize özgü değildi; Avrupa da benzer bir baskıyla karşı karşıyaydı. CECIMO verilerine göre, Avrupa takım tezgâhları üretimi 2025'te yüzde 7,5 geriledi; bu, 2024'te başlayan daralmanın derinleşerek devam ettiğini gösteriyor. Kapasite kullanım oranlarındaki düşüş de bu yavaşlamayı teyit ediyor. Talep tarafında sınırlı bir toparlanma sinyali var; sipariş endeksi 2025'te bir önceki yıla göre ortalama yüzde 1,7 artmış. Ama görünüm hâlâ kırılgan. Jeopolitik belirsizlikler, yüksek enerji maliyetleri, tedarik zinciri aksamaları ve artan ticaret engelleri baskıyı sürdürüyor. Bu tablonun yalnızca sektörü değil, Avrupa sanayisinin modernizasyon ve yeniden sanayileşme hedeflerini de olumsuz etkileyebileceği bir gerçektir. Dolayısıyla 2025'teki zorluğu "kötü bir yıl" olarak değil, yapısal bir kırılmanın parçası olarak okumak gerekiyor.
Türkiye tarafına bakıldığında ise Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) verilerine göre, serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatımız yüzde 1,9 artışla 28,7 milyar dolara çıktı. Buna karşılık tonajda yüzde 6,3 daraldık. Kilogram başına ortalama ihracat fiyatımızın 8,1 dolara tarihi zirveye ulaşması çok şey anlatıyor: İhracat gelirini hacmi büyüterek değil, ürün karmasını daha yüksek katma değerli alanlara taşıyarak koruduk. Makine ithalatının 45,6 milyar dolara dayanması ve ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 62,6'da kalması ise iç pazardaki baskının sürdüğünü açıkça ortaya koyuyor. Almanya'ya ihracatımız yüzde 6,8 artışla 3,2 milyar dolara, ABD'ye ihracatımız ise yüzde 9 artışla 2 milyar dolara yaklaştı. 2026 öncü tabloları da 2025'tekine benziyor. Ocak ayında serbest bölgeler dâhil ihracatımız 2,2 milyar dolar oldu; miktar bazında yüzde 13,8 gerilememize karşın birim fiyat 8,9 dolar/kg ile yeni zirveye çıktı ve değer bazında yüzde 3,3 büyüdük. Almanya'da yüzde 12,2, ABD'de yüzde 66,9 artış ve İtalya'nın yeniden 100 milyon dolar eşiğini geçmesi de sektörün Batı pazarlarındaki konumunu koruduğunu gösteriyor. Öte yandan üretimde 2025 boyunca yaşanan yüzde 6,7'lik gerileme ve kapasite kullanımının yüzde 63,7'ye inmesi, iç pazarda yatırımın ve talebin yerli makine lehine dönmediğini gösteriyor. 2026'nın özellikle ilk yarısında kârlılık, nakit akışı ve sipariş sürekliliği açısından zorlu bir dönem geçireceğiz. Ama savunma, enerji, tarım, proses sanayisi ve modernizasyon yatırımları gibi alanlarda seçici bir canlanma sektörümüze nefes aldıracaktır.
MİB'İN TÜRK MAKİNE İMALAT SEKTÖRÜ AÇISINDAN ÖNEMİNİ KENDİ CÜMLELERİNİZLE ANLATIR MISINIZ?

MİB'i salt bir meslek örgütü olarak görmüyorum. Türkiye makine sanayisinin ortak hafızasını, ortak aklını ve ortak temsil kabiliyetini taşıyan bir kurumuz. Bu kadar geniş bir alt sektör çeşitliliğinin aynı çatı altında tutulması hem sektör içi koordinasyon hem de kamu nezdinde temsiliyet bakımından gerçekten değerli. Bugün makine sanayisini ilgilendiren hiçbir mesele tek bir alt sektörün sorunu değildir. İthalat baskısı, yatırım ortamı, yeşil ve dijital dönüşüm, AB regülasyonları, finansman güçlükleri, insan kaynağı... Bunların hepsi bütün sektörü aynı anda etkiliyor. MİB'in asıl önemi de tam bu kesişim noktasında beliriyor. Bir diğer kritik boyut ise uluslararası bağlantılarımız: CECIMO, PNEUROP ve EUROTRANS gibi platformlar aracılığıyla Avrupa'da şekillenen sanayi, rekabetçilik, yeşil dönüşüm ve standartlar gündemini seyirci olarak değil, iç dinamiklerini anlayarak takip ediyoruz. Bu da MİB'e yalnızca bugünün sorunlarını savunan değil, üyelerini yarına hazırlayan bir kurum kimliği kazandırıyor.
SEKTÖRÜN ÇÖZÜM BEKLEYEN ÖNCELİKLİ SORUNLARI NELER? MİB YÖNETİM KURULU OLARAK ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE HANGİ BAŞLIKLARA ODAKLANACAKSINIZ?
Üç ana başlığımız var. Birincisi iç pazardaki ithalat baskısı, özellikle Çin kaynaklı haksız rekabet... 2025'te makine ithalatı 46 milyar doların üzerine çıktı, Çin'den gelen ithalat yüzde 15,7 artışla 12,8 milyar dolara ulaştı ve kapasite kullanım oranları önemli ölçüde geriledi. Yani iç talep yerli üreticiyi değil ithalatı besliyor. Bu yalnızca fiyat meselesi değil; teknoloji bağımlılığı, yatırım iştahının azalması, ölçek kaybı gibi daha derin yapısal sonuçlar doğuruyor. İkincisi, makine imalatının sanayi ve finansman politikalarında stratejik sektör olarak daha net tanımlanması... Makine sanayisi yüksek yerli katma değeri, mühendislik yoğunluğu, güçlü ihracat performansı ve tüm imalat sanayisine yatırım malı sağlama özelliğiyle özel muamele değil, hak ettiği önceliği talep ediyor. Yatırım teşvikleri, kamu alımları, yerli makine kullanımı, uzun vadeli finansman, alıcı kredileri ve yeşil/dijital dönüşüm desteklerinin bu çerçevede yeniden ele alınmasını şart görüyoruz. Üçüncüsü ise AB ile entegrasyonun yeni sanayi ve ticaret mimarisi içinde nasıl korunacağı meselesi... MİB Yönetim Kurulu olarak önümüzdeki dönemde ithalat denetimlerinin güçlendirilmesi, ilave gümrük vergileri ve piyasa gözetimi denetimi sac ayağının etkin hale getirilmesi; yerli makineyi destekleyecek finansman modellerinin geliştirilmesi, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, AB ile standartlar ve yeşil dijital dönüşüm eksenindeki entegrasyonun korunması; nitelikli insan kaynağı ve dijitalleşme gündeminin daha sistemli ele alınması başlıklarına odaklanacağız.
AB'NİN HIZLANDIRDIĞI SERBEST TİCARET ANLAŞMALARI TÜRKİYE İÇİN NASIL BİR RİSK OLUŞTURUYOR? MERCOSUR VE HİNDİSTAN ANLAŞMALARINI NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?

Meselenin özü yalnızca tarifeler değil; Türkiye'nin Gümrük Birliği ortağı olarak AB ile kurduğu 30 yıllık entegrasyonun, yeni ticaret mimarisi içinde nasıl korunacağı sorusudur bu. AB ile MERCOSUR arasında 17 Ocak 2026'da Paraguay'da bir STA imzalandı. Henüz yürürlükte değil; Avrupa Parlamentosu ve MERCOSUR üyesi ülkelerin meclislerinin onayı gerekiyor. Ama CECIMO kanalıyla aldığımız bilgiler, takım tezgâhlarında büyük bölümün 10-15 yıllık kademeli sıfırlamaya tabi olacağını, yani AB menşeli ürünlere uygulanan tarifelerin zamanla sıfıra ineceğini gösteriyor. Bu, bugünden yarına değil ama orta vadede AB'li makine üreticilerine MERCOSUR pazarında ciddi bir avantaj sağlayacak. Hindistan anlaşması da öyle; 27 Ocak 2026'da sonuçlanan bu anlaşma, AB menşeli malların yüzde 96,6'sında tarifeleri kaldırıyor ya da ciddi ölçüde düşürecek. 2032'ye kadar AB'nin Hindistan'a ihracatını ikiye katlayabileceği ve yılda yaklaşık 4 milyar avro gümrük tasarrufu sağlayabileceği öngörülüyor. Hindistan da karşılıklı olarak AB pazarına neredeyse tam vergisiz erişim kazanıyor. Türkiye açısından asıl sorun şu: Bu anlaşmalar AB'li rakiplerimize üçüncü pazarlarda ilave erişim ve fiyat avantajı sunarken, biz aynı haklardan otomatik olarak yararlanamıyoruz. Üstelik Hindistan'ın AB'ye vergisiz girecek ürünlerin bir kısmı bizim ihracat sepetimizle örtüşüyor. Yani esas risk ithalatta değil, ihracatta ve pazar payında ortaya çıkıyor. Bizim tutumumuz şu: Gümrük Birliği güncellenmeden, menşe ve pazar erişimi sorunları çözümlenmeden AB'nin genişleyen STA ağının dışında kalmak Türk makine sektörü için orta vadede ciddi bir erozyon riski yaratır. MİB olarak, "Made in Europe" tanımlarında ve yeni ticaret düzeninde Türkiye'nin de hesaba katıldığı bir yaklaşımın geliştirilmesini savunuyoruz. Mesele dışarıda kalmamak değil; masada kararın tarafı olmak.
"KALİTE" KAVRAMI HER PLATFORMDA ÖNE ÇIKIYOR. SİZ BUNU NASIL YORUMLUYORSUNUZ?
Makine sektöründe kaliteyi yalnızca "ürün iyi çalışıyor" diye tanımlamak artık çok dar kalıyor. Kalite; tasarım, malzeme, proses güvenilirliği, enerji verimliliği, dijital entegrasyon, dokümantasyon, servis ve uzun vadeli performansın bütünüdür. Özellikle yatırım mallarında müşteriler artık sadece makine satın almıyor; güvenilir bir üretici, işleyen bir servis ağı ve öngörülebilir bir yaşam döngüsü satın alıyor. Küresel belirsizlikler arttıkça bu eğilim de güçleniyor. Artık fiyat ve ürün performansından çok üreticinin güvenilirliği ve kurumsal kapasitesi rekabetin belirleyici unsuru haline geliyor. Türk makine sanayisinin kilogram başına ihracat değerini artırarak büyümesinin arkasında da bu yatıyor. 2025'te 8,1 dolar/kg, 2026 Ocak'ta 8,9 dolar/kg... Bu rakamlar, kalite algısının ve ürün seviyesinin yukarı gittiğini somut biçimde gösteriyor. Kalite artık sadece "iyi olmak" değil; pazar payı, fiyatlama gücü ve ihracat geliri demektir.
YAKIN COĞRAFYAMIZDAKİ ARTAN JEOPOLİTİK RİSKLER SEKTÖRÜ NASIL ETKİLİYOR?
Jeopolitik gerilimler 2025 boyunca pazar kompozisyonumuzu doğrudan şekillendirdi. En sert etkiyi Rusya'da gördük; ticaretteki kısıtlamaların yol açtığı kayıp 700 milyon doları buldu. Irak'ta yüzde 9,8 daralma ve 70 milyon dolarlık gelir kaybı yaşandı. 2026'nın ilk iki ayında da benzer bir tablo devam etti: Rusya'ya ihracat yüzde 31,8, Irak'a ihracat ise yüzde 43,4 geriledi. Firmalarımız bu süreçte pazar çeşitlendirmesini hızlandırdı. Almanya, ABD ve İtalya'daki ağırlığını korurken Mısır, Fas, Ukrayna ve BAE gibi alternatif pazarlara yöneldi. Teslimat süresi, tedarik güvenliği ve servis kalitesini fiyatın önüne koyan bir yaklaşım da giderek daha belirgin hale geldi. Son olarak, İran-ABD çatışmasının açtığı yeni belirsizlik var. Bu kriz tedarik zincirlerini tekrar kırdı; dahası, dünyanın en önemli ticaret yolu üzerinde, enerji kaynaklarının tam üzerinde sürmesi nedeniyle etkilerinin henüz tam anlamıyla kestirilmesi de mümkün değil. Ama şunu söyleyebilirim: Jeopolitik gerilimler artık belirli pazarları etkileyen geçici sapmalar değil, küresel ticaret düzeninin kalıcı bir unsurudur. Bu yüzden ülkemizde alınacak önlemlerin de geçici değil, yapısal olması gerektiğine inanıyorum.
KATMA DEĞERLİ ÜRETİME GEÇİŞ SÜRECİNDEKİ ENGELLERİ NASIL TANIMLIYORSUNUZ?

Üreticiler bu konuya son derece gerçekçi bakıyor. Herkes yalnızca hacim büyümesiyle rekabet edilemeyeceğini biliyor. Son iki yılın verisi de bunu doğruluyor: İhracat değer bazında artarken tonaj geriliyor. Daha az miktarda daha yüksek gelir üretmeye çalışıyoruz. Türbin, turbojet, hidrolik sistem, içten yanmalı motorlar, pompalar, tarım makineleri gibi alanlardaki yükseliş tam da bu kaymanın yansımasıdır. Engellerse üç kümede toplanıyor; Finansman: Katma değerli üretime geçmek yazılım, otomasyon, kalıp, test, sertifikasyon ve nitelikli personel için yatırım gerektiriyor. Ölçek: Çoğu KOBİ teknolojik sıçrama ihtiyacını görüyor ama bunu karşılayacak ve sürdürecek büyüklüğe kolay erişemiyor. Piyasa baskısı: İç pazarda düşük fiyatlı ithal ürünlerin yarattığı rekabet, firmaları uzun vadeli dönüşüm yatırımı yerine kısa vadeli nakit akışını korumaya itiyor. Dolayısıyla katma değerli üretim sadece firma iradesiyle değil, finansman ve ticaret politikası çerçevesiyle desteklenirse kalıcı olabilir. KOBİ'lere uygun, aşamalı ve uygulanabilir dijital dönüşüm modelleri üretmekte de yeterince hızlı davranmıyoruz. MİB olarak dijitalleşmeyi teknoloji vitrini olarak değil; verimlilik, kalite ve ihracat gücü başlığı olarak ele alıyoruz.
SEKTÖRÜN İNSAN KAYNAĞI MESELESİNİ NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?
Bu, makine sanayisi için kritik başlıkların başında geliyor. Sektör doğası gereği mekanik bilgi, proses bilgisi, otomasyon, yazılım, malzeme bilimi ve saha problem çözme kabiliyetini aynı bünyede istiyor. Bugün en büyük sorun, teknisyen ve teknik alanlara yöneliminin sınırlı kalmasıdır. Sektörün nitelikli teknisyen, operatör, bakım personeli ve mühendis ihtiyacı sürekli büyürken, havuz aynı hızda genişlemiyor. MİB olarak bu konuya iki düzeyde yaklaşıyoruz. Birincisi sektörün itibarını güçlendirmek ve makine imalatını gençler için "eski tip sanayi" değil, ileri mühendislik ve teknoloji alanı olarak konumlandırmak. İkincisi de üyelerimiz arasında eğitim, iyi uygulama paylaşımı ve mesleki yetkinlik geliştirmeyi teşvik etmek. Bu mesele yalnızca istihdam değil, rekabet gücü meselesidir. Nitelikli insan kaynağı olmadan kaliteyi, dijitalleşmeyi, güvenliği ve katma değeri birlikte yükseltmek mümkün değildir. Makine sektörünün nitelikli iş gücünün sürdürülebilir rekabet gücü açısından taşıdığı kritik önemin farkındayız.
TÜRKİYE SANAYİSİNİN ENDÜSTRİ 4.0 VE DİJİTALLEŞME YOLCULUĞUNU NASIL GÖRÜYORSUNUZ?
Farkındalık bakımından kayda değer bir mesafe aldık. İhracat yapan, Avrupa ile çalışan, daha karmaşık sistemler üreten firmalarımız; veri toplama, uzaktan izleme, kestirimci bakım, enerji verimliliği, sensörleşme ve otomasyon alanlarında ciddi ilerleme kaydetti. Makine artık salt mekanik bir ürün değil; yazılımı, veri yönetimi, servis arayüzü ve entegrasyon kabiliyetiyle birlikte bir çözüm paketi haline geldi. Bu açıdan doğru yöndeyiz. Ama hâlâ hatalı ya da eksik yaptığımız bir şey var: Dijitalleşmeyi çoğu zaman "makine yatırımı" ya da "yazılım satın alma" gibi görüyoruz. Oysa bu, iş yapma modelinin köklü dönüşümüdür. İnsan kaynağı, süreç tasarımı, veri kültürü ve müşteri ilişkisi değişmeden dijitalleşme pahalı bir ekipman alımından öteye geçemiyor. KOBİ'lere uygun, aşamalı ve uygulanabilir dijital dönüşüm modelleri üretmekte de yeterince hızlı davranmıyoruz. MİB olarak dijitalleşmeyi teknoloji vitrini olarak değil; verimlilik, kalite ve ihracat gücü başlığı olarak ele alıyoruz.
Bu bilinçle, CECIMO'daki İtalyan muhatabımız UCIMU öncülüğünde, bir süredir mesleki eğitim konusunda iş birliğimizi sürdürdüğümüz Gedik Üniversitesi ile yerel yeterliliklerin belgelendirilmesini öngören bir Erasmus+ projesinin Türkiye ayağını oluşturduk. Gerek Avrupa'da gerek Türkiye'de sanayinin ihtiyaç duyduğu yetkinliklerle mevcut iş gücü becerileri arasındaki farkın giderek belirginleştiği bu dönemde, bu Erasmus+ projesiyle; özellikle takım tezgâhları ve ileri imalat alanlarında şirketlerin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen, modüler ve uygulanabilir bir mikro yeterlilik modelinin geliştirilmesini hedefliyoruz. İş dünyası, mesleki eğitim kurumları ve sektör temsilcilerinin ortak katkısıyla geliştirilecek bu yaklaşım; çalışanların becerilerinin güncellenmesini, yeniden yetkinleştirilmesini ve edinilen kazanımların daha görünür ve taşınabilir hale gelmesini desteklerken, aynı zamanda sanayinin dönüşümüne uyum sağlayacak insan kaynağının güçlendirilmesine de katkı sunacak.
MAKİNE İHRACATÇILARININ ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE NELERE DİKKAT ETMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
Temel mesele daha fazla satış yapmak değil; doğru pazarda, doğru ürünle, doğru müşteriyle kalıcı yer edinmek. Küresel ticaret artık yalnızca fiyat rekabeti üzerinden işlemiyor; pazar erişimi, teknik mevzuat uyumu, tedarik güvenliği, servis kalitesi ve düşük karbon kriterleri giderek daha belirleyici oluyor. Yatırım mallarında finansman ve teknik mevzuat uyumu artık fiyattan daha kritik rekabet unsurları haline gelmiş durumda. Bu çerçevede ihracatçı firmalarımızın üç başlığa odaklanması gerekiyor: Bunların ilki ürün karmasını daha yüksek mühendislik içeriğine taşımak... İkincisi satış sonrası hizmet, bakım ve dijital servis kabiliyetini iş modelinin doğal parçası haline getirmek ve son olarak da ana pazarlardaki politika değişimlerini yakından izlemek: "Made in EU", düşük karbon kriterleri, STA'lar, menşe kuralları, teknik bariyerler... Bunları takip etmeden ihracat stratejisi kurulamaz.
KORUMACI EKONOMİ POLİTİKALARININ GÜÇLENDİĞİ BU DÖNEMDE MİB NASIL BİR TUTUM SERGİLİYOR?
Dünya artık "kurallı serbest ticaretten", stratejik ve şartlı ticaret dönemine geçiyor. Korumacılık artık salt gümrük vergileriyle çalışmıyor; kamu alımları, düşük karbon kriterleri, yerli içerik kuralları, teknik mevzuat ve tedarik güvenliği kavramlarıyla iç içe geçiyor. Avrupa'daki "Avrupa Tercihi", "Made in EU/Made with EU", SAFE benzeri programlar ve hızla genişleyen STA ağı bunun somut göstergeleridir. Türkiye gibi Gümrük Birliği ortağı bir ülke içinse bu durum yalnızca ticari değil, stratejik bir meseledir. İçeride yerelleşme baskısı, dışarıda genişleyen STA ağı... Bu iki kuvvet aynı anda işlerken pazar erişimi ile entegrasyon arasındaki bağın yeniden ele alınması kaçınılmazdır. MİB olarak iki düzeyde hareket ediyoruz. Birincisi kamu kurumlarımızla düzenli temas; ithalat baskısı, dış pazarlardaki teknik bariyerler, STA'ların yarattığı asimetri ve Gümrük Birliği güncellemesi gibi konularda veri temelli görüş ve önerilerimizi sürekli iletiyoruz. İkincisi de uluslararası üst birliklerle olan ilişkilerimiz; Avrupa'daki tartışmaları yakından izliyor, üyelerimize zamanında bilgilendiriyor ve Türkiye'nin AB sanayi ekosisteminin doğal parçası olduğu tezini savunuyoruz. Yeniden altını çizeyim ki "mesele dışarıda kalmamak değil; masada kararın tarafı olmak ve bu yeni ticaret mimarisini Türkiye aleyhine çalışmayacak biçimde şekillendirmeye katkı sunmaktır."
SON OLARAK, TÜRK SANAYİCİLERİNİN SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINA YAKLAŞIMINI NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?
Geçmişe kıyasla çok daha bilinçli bir tablo var ama hâlâ yeterince kurumsal değil. Pek çok sanayicimiz, tek başına hareket ederek çözüm üretemeyeceği meselelerin sayısının arttığını görüyor. İthalat baskısı, finansman sorunları, AB regülasyonları, dış ticaret politikası gibi alanlarda birlikte hareket etmenin değerini artık daha iyi anlıyorlar. Bununla birlikte yoğun rekabet ve gündelik operasyon baskısı, insanların sivil toplum içinde daha aktif ve düzenli rol almasının önünde gerçek bir engel olmaya devam ediyor. Bu konuda iki şeyi özellikle önemsiyorum. İlki, sivil toplumun yalnızca şikâyet mercii değil; veri üreten, çözüm öneren, ortak akıl inşa eden bir alan olduğunun görülmesidir. İkincisi ise genç kuşak sanayicilerin ve profesyonellerin bu yapılara daha fazla dâhil edilmesi... Çünkü geleceğin sanayi politikası sadece bugünün sorunlarını değil, yarının rekabet koşullarını da birlikte düşünmeyi gerektiriyor. MİB gibi kurumların asıl kıymeti de burada ortaya çıkıyor: Sektörü bir araya getirmek, ortak bir dil kurmak, güven üretmek ve kamuyla sektör arasında yapıcı bir zemin oluşturmak.
MİB 2025-2028 DÖNEMİ YÖNETİM KURULU
Yönetim Kurulu Başkanı
Osman Fatih İğrek
Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları
Cemal Dener • Fatih Kar • İlknur Cantürk
Yönetim Kurulu Üyeleri
Merve Torbalı Durukan (Sayman Üye) • Oktay Büyükdede • Abdullah Böyet • Hakkı Gözlüklü • İlhan Cem Mirzaoğlu • Sabit Tekirdağ • Esat Kütükçü
MAKİNA İMALATÇILARI BİRLİĞİ (MİB)
Kuruluş: 1990
Dönem: 19'uncu dönem
Üye Sayısı: 204
Faaliyet Alanı: Makine ve aksamı imalatı
Faaliyet Yeri: 2176. Cad. Platin Tower, No: 52, Söğütözü, Ankara
İnternet Adresi: www.mib.org.tr
